29 Eylül 2008 Pazartesi


iğreniyorum bu seslerden. yanıbaşımda ve beni kemiren seslerden. hiç susmadılar. evet hem de hiç. kaçmalıyım bu evden, bu odadan bu hayattan. yazmak kolay yapması ise, bir o kadar zor. asla bir aile olmayı becerememiş insanlardan söz ediyorum.

***

en iyi hamleni yapıp, eski durumuna getirdin bu oyunu. tebrikler! hep, o bilindik hamle.

***

ısırmak.. eti dişlerinle kavrayıp, sıkmak.. işte şiddetimin geldiği nokta. karşıdakine verdiğin acıyı düşünmemek. tıpkı bir hayvan gibi ısırıp koparmak.


aç kapa artema

evet yeni, aa hayır pardon, eskiden beri süre gelen durumum kesinlikle bu : ''aç kapa artema'' yazın açık olan duygular şeysi, kışın kendini kapalı duruma getiriyor. daha açık yazamıyorum. ne olur kusura bakmayın. böyle işte.

sapık! kendimi pis, adi bir sapık gibi gördüm yine.

başımda iğrenç bir ağrı... şakaklardan bastırıyor yine. malesef geçmiyor kolayca.

dün gece yolda kaldım. otobüsün tekerleği patladı. geç bir saatte eve döndüm.

sanırım uzunca bir süre evden dışarı çıkmak istemiyorum.

''aşk iki kişinin arasındaki şiddettir.'' bu da benden bir aforizma. umarım daha önce söylenmemiştir. sevgilinin(!) etini kim daha çok acıtırsa ; o, kazanan olur.

27 Eylül 2008 Cumartesi

i'm not okay


aaaaaaaaaaa diye bir çığlık.... öğle üzeri, saat 13.00'te atıldı; bomboş bir evde. yankılandı duvarlarda. baş ağrısı cabası.


***


bazen de bilgi verici kitaplar okumak gerekir. akademik kitaplar... okumak iyidir. hep roman okumayın. hayattan bazen kopun. bilgi veren akademik dille yazılmış eserleri okuyun. ama sonra, öğrendiklerinizi, o konu hakkında bilgisi olmayan insanların, üzerinde güç göstergesi olarak kullanmayın! bu bir emirdir. egonuzu yenin.



salağa bak. hem öğrendiğiniz bilgileri, başkalarının üzerinde güç göstergesi olarak kullanmayın diyor; ama sonra kendisi bilgi verir gibi, üstüne üstlük, emir veriyor. salak. bildiğin salak işte.



orhan pamuğun son kitabı olan masumiyet müzesinin son sayfaları bitmek bilmiyor. o 8 yıl geçmek bilmedi. aynı şeyler, defalarca aynı şeyler.... öfff



nick hornby'nin fever pitch adlı kitabını almış bulunuyorum. orhan pamuğun kitabı biter bitmez onu okumaya koyulacağım.


şu sıralar sevdiğim şarkı sonny j.'yin handsfree şarkısı. klibine de ayrıca bitmiş bulunuyorum. klipteki kadın çok güzel dans ediyor. şarkı da, 70'lerin disko müziği gibi. linki :




burada bitiriyorum, bu yazıyı....





19 Eylül 2008 Cuma

rte'den dogan grubunu boykot cagrisi


bir ülkenin başbakanı kalkmış; tüm ülkeye, bir yayın grubunun gazetelerini boykota çağırıyor. neden? çünkü o gruba bağlı gazeteler onun hakkında haberler yapmış diye. ki kendisi kalkıp yaptıkları haberler asılsızdır diyor. e o halde neden dava etmez bu başbakan bu gazeteleri; eğer asılsız haberler yaptılarsa? sorarım. bir başbakanın bile bu çağrıyı yapmaya hakkı yoktur. bu medyayı susturmaya çalışmaktır. tek sesliliğe çağrıdır. kendi damadının medya grubuna dolaylı yoldan yardım etmektir.


***


'bizim çukurova grubu' diyen bir başbakandan daha açık ifadeler beklerdim doğrusu, bu boykot çağrısını yaparken.



ister istemez aklıma hep tek bir film gelir böyle haberleri okuyunca : ''v for vendetta.'' bir de 1984 romanı. yaşanılanlar aynı değil mi?


burada doğan medya grubunu koruyacak değilim. kaldı ki doğan medya grubundan hiç hazetmem. ama basına yapılan bu saçmalığı da; asla göz ardı edemem.sansürsüz bir basın dileğiyle...


deniz feneri haberiyle ilgili 2 link vermek istiyorum. ikisi de köşe yazısı.





17 Eylül 2008 Çarşamba

ne kadar çok yazarsam; o kadar çok siliniyorum.

yeniler yeniler yeniler... kafa karışıklığı. sadece kafa karışıklığı. başka hiçbir şey değil. karanlık gözlerimi korkutmuyor. karanlıktan ışığa çıktığımda, gözlerimi kısmıyorum artık.

her ne okuyorsam içime işlemiyor. kelimeler terk ediyor. düşünemiyorum. düşünmüyorum. kafamın içinde dönen birşeyler yok. içim rahat. hiçbir heyecan duymuyorum eskiye nazaran. endişe hali kendiliğinden yok oldu. istediğim buydu evet. ağlayamıyorum. ve evet.

kestik. hayattan umudumuzu kestik. oysaki ben kelimelerin arkasına saklana bir korkağım. herşeyi yazıpta; o yazılanları uygulayamayanım. bu yüzden iğreniyorum kendimden. ama başka yolu yok inan ki... herkes gibi bende yalanlar söylemeye devam ediyorum kendime ve etrafımdakilere.

15 Eylül 2008 Pazartesi


gözler hafif bulanık görüyor. kulaklarımda norah jones'un sunrise adlı şarkısı dolanıyor. erkenden kalkıp, 80 sayfa kitap okumuşum. gözlerimde ondan bulanık görüyor zaten. bir dakika, kalkıp çayımı almalıyım mutfaktan. evet suyu ağır ağır kaynamaya bıraktım ocağa. öğle üzerine doğru da bir türk kahvesi patlattım mı deymeyin keyfime.


depresyonunda özelliklerinden biri de budur. önceki günlerde büyük bir sıkıntı hissedersiniz. sonraki günde de küçük şeylerden mutlu olursunuz. bir uyanmışsınız ki güneş içinize doğmuş. hayret! geçen günlerde neden buhran yaşamışım diye hayıflanırsınız birden. ama kötü günler geldiğinde bu huzurlu anları hatırlayamazsınız nedense. öylece geçiverir zaman.


sallama çayımızda hazır. evet geri döndüm şimdi mutfaktan. yanıma bir kaç parça biskuvi aldım. çayın yanında iyi gider.


şimdi hatırladığım eski bilgisayarımıza (o zamanlar abimle birlikte kullanıyordum) 20 word sayfasına yakın bir roman yazmaya başlamıştım. iyi de gidiyordu üstelik. bitirseydim belki roman değil öykü olacaktı gerçi. ama abim o dosyamı silmişti. şimdi hatırladım. eğer o öyküyü bitirseydim...


iyice evime kapandım. iyice içime kapandım.


norah jones dinliyorum sabahtan beri.


sallama çayda nasıl iyi geldi. amaaann.


evden dışarıya hiç çıkmak istemiyorum. hemde hiç.

14 Eylül 2008 Pazar

eylül depresyonu


bünyede bir uyuşukluk var bugünlerde. bir tembellik, bir miskinlik, bir, bir can sıkıntısı... saatler geçiyor, günler geçiyor. akşam üstleri bir hüzün çöküyor içime. camdan dışarıya baktığımda; batan güneşte, huzuru göremiyorum.



eylül depresyonu hoşgeldin!

4 Eylül 2008 Perşembe

saçmalama


yazmayalı bayağa olmuş. aslında hiçbirşey yazmak istemiyorum. ama nedense log in oldum siteye. bütün gün evden dışarıya çıkmıyorum. evet çok farklı birşey yazdım :D

10 Ağustos 2008 Pazar

karışık...

hava, kapalı bugün.dün, biraz yağmur çiseledi.gece rüzgar devam etti.umarım bugün de yağmur yağar.hatta dolu dolu yağar, ve biz de evde bunun keyfini süreriz.kapalı havaları daha çok seviyorum.gökyüzü gri.

evden dışarı çıkmak istemiyor bu bünye.bir anlığına bile olsa dışarı çıksa, hemen eve gidelim diye tutturuyor.hatta öyle ki; dışarısıyla içerisinin hiçbir farkı yok gözümde.evde aldığım nefes, dışarıda aldığım nefes aynı.ha içerde olmak, ha dışarda olmak benim için aynı.

***
stop russia! gürcistan'daki insanlar mumlarla sokağa yazmışlar.insanlar ellerinde pankart, bütün dünyaya sesleniyorlar.savaş yalnızca sivilleri vuruyor.devletleri değil!sadece sivilleri.onlar ölüyor, onlar yaralanıyor, ailelerini onlar kaybediyor.onların yerine bu kararları veren devlet görevlileri ise; sadece güvenli sığnaklarında oturup, çok önemli kararlar alıyorlar.peh!

7 Ağustos 2008 Perşembe

gencleri koruma kanun tasarisi

herşey, akp'nin kapatılmamasıyla başladı aslında. ''kapatılmadık'' derken aslında bize nah çekip duruyorlardı.nerden mi biliyorum? çünkü ben akp genel başkanlık binasındaydım; kapatma davasının açıklandığı sıralarda.evet orda bulundum ve nasıl nah çekeceklerini yerinde gördüm.

önce türk telekomun yarısı, şu kadarcığı ayy ne bileyim ne kadarı suudilere satıldı.daha sonra aç kapa olan youtube yasakları başladı.ondan sonra sırasıyla türkiye'den porno sitelerine girişi yasakladı bu zihniyet.kazık internet satan bu ttnet,insanları am, sik, göt üçlüsünden uzak tutarken,insanları başka başka yollara başvurmaya teşvik etti.neyse o konulara girmeyelim.çünkü bugünkü konumuz farklı.

gencleri koruma kanun tasarisi edibe sozen adlı bir şahsiyet tarafından hazırlandı ve taslak meclise sunulmak için bekliyor.belki de sunuldu bile. haber linkini de hemen belirteyim: http://www.haber10.com/haber/133724 . şimdi bir genç olarak; bu ne lan?bizi sizden kim koruyacak?okullarda ibadethane olurmuymuş.zaten bu ülkede hala din dersleri kaldırılsın mı, yoksa zorunlu mu olsun diye tartışmalar devam ederken;böyle bir teklif doğru olur mu?bunları hiç mi düşünmüyor bu insanlar?bir de porno alan kişiler t.c. kimlik numaralarını Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne bildircekmiş.lan bu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün başka işi gücü yok oturup;porno alanları belirleyecek.salaklığa bak lan.abi bu adamlar çok boş duruyor yahu..onlara da porno denetleme işini verelim diyen zihniyete burdan kafa atmak istiyorum.açıkçası ülkeyi daha da germek,ve hatta bölmek adına çok iyi işler düşünüyorsunuz.yahu bunların hepsi tembellikten oluyor tabii. otur otur o ceylan derisi meclis koltuklarında insanın canı sıkılır.yani, zaten maaş kebap.naapsakta bu meclisten salak kararlar geçirsek diye düşünüyor bu zihniyet.daha dün gül rektör atamalarını kendi kafasına göre düzenledi.hergün birşeylere zam geliyor. ama % 47 hala uyuyor. bu ülkede sadece%47 salak değil.toptan bu ülke salak, ve ona göre yönetiliyoruz.geçmişte böyleydi. şimdi de böyle. ne diyim salaklığımıza doymayalım.salak bir ülkeden salak bir karar çıkmış. daha ne olsun...

6 Ağustos 2008 Çarşamba

shutter(amerikan versiyonu)


oldboy'u izleyen bünye, evin içinde bir oraya bir buraya koşturuken; üstüne birde shutter'ı izleyeyim diye diretti.ben de hem açlığımı dindireyim, hem de oha oha ohalarım devam etsin istedim.yine de açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki shuter'dan oldboy gibi zevk alamayacağımı sezmiştim.hatta emindim de diyebilirim.yine tvnin karşısına yayıldım.ve film boyunca pozisyonumuda hiç değiştirmedim; malesef.oldboy gibi değildi.gerçi ben de ne bekliyordum ki..?tayland versiyonunu insanlar yere göğe sığdıramazken;ben amerikan versiyonundan ciddi derecede korkmuştum.tayland versiyonu için insanlar korkudan altımıza sıçtık gibi ithamları kullanırken,ben amerikan versiyonunu izlerken açıkçası altıma sıçtım.bu ne lan? bu ne biçim film?oyunculuklar oyunculuk değil bi kerem.ayrıca korktum yani böyle bir filmi izlediğim için.kendimden feci korktum hemde.hiçbir sahnesi germez mi arkadaş bu filmin?germedi yani.öle köh köh izleyip bitirdim filmi.yine de filmi çeken ekibin hakkına saygısızlık etmek istemem.yani kısa bir filmin bile çekilirken, ne zorluklarla çekildiğini bilen bir insan olarak, uzun metraj filmi tahmin bile edemem.ekibe burdan sevgi ve saygılar.ama cidden beğenmedim yani.ne korktum ne gereldim açıkçası.klişe korkutma sahneleri sarmıştı filmi resmen.aslında bunu bu filme yormamak lazım.yani korku adına daha ne yapılabilinir ki?dini simgeler kullanıldı.yaratıklar keza öle.uzaylılar.. en son japon korku filmleri biraz germişti işte piyasayı ama o da duruldu.kim uzun siyah saçlı bir kızdan korkar ki?ya da siyah bir kediden.neyse işte açıkçası artık korku edebiyatı; ee bunun yanında korku film endüstriside bitmiş bulunuyor.bundan sonra insanları yeni, neyle korkutabilirler ki?

oldboy


öğlen saatleri.. evde kimse yok.bu iyi birşey.uykum var ama uyuyamıyorum.kitap okuma, biraz sıkmış.üstelik daha da uykumu getiriyor.ne kadar kahve içsem fayda etmiyor.sanki uyku ve kahve içmek doğru orantılı olarak ilerliyor.birden aklıma geçenlerde indirdiğim filmler geldi.bunlar sırasıyla; shutter, oldboy ve de what the bleep do we know.shutter'ın tayland versiyonunuda indirememiş,amerikan versiyonuyla idare etmeye çalışırken,önceliği oldboy'a vermem gerektiğini söyledi, içimden bir ses.bende öyle yaptım.dvdye atıp filmleri, televizyonun karşına geçtim.önce kanepede yaymış olarak takılırken film başladı.film ilerlerken yavaş yavaş bende doğrulmaya başladım.hatta öyle ki, karnıma kramplar girmeye başladı. yerini merak ve yanında huzursuzlukta aldı.ama yine de filmden, kopmadan izledim.filmin sonunda yaşadığım oha, oha, ohaları anlatamam.uzun zamandır böyle tatmin edici, böyle huzursuz edici bir film daha izlememiştim.ağzım kulaklarıma varmıştı resmen.bu filmi kesinlikle başkalarıyla paylaşmalıydım.sevdiğim insanlara bu filmi seyrettirmeliydim.ama herşeyden önce uyumalıydım.uyudum.1kaç saat sonra kalktığımda görüntüler hala gözlerinin önündeydi.sanki uyurken filmi yeniden seyretmiştim.kalkıp bilgisayarımı açtım;ve msnimde kim varsa bu filmi hemen bulmalarını,bulup izledikten sonrada benimle konuşmalarını istedim.hala da bekliyorum. :)


''insanlar yalnız kaldıklarında karıncaları görmeye başlarlar.''

4 Ağustos 2008 Pazartesi

kalbine iyi davran


verimsiz bir çağda hoyrattır geçen zaman saati kır uykuyu yırt gözlerinden acının köklerini sula çoğalsın sabah saksılar sana gülümseyebilir ovala çamurunu kalbinin geliyor işte yine o yaralı karınca yıkımlardan öğreniyoruz yaşamayısaklayarak kendimize yaralarımızı içimizi döküyoruz besleme bir hayata bir tek geriye adını koymak kalıyor zebaniler çağında üremenin mayın aklın kırdığı hayatın da bir kalbi vardır yeni bir ses düşer seslerin üzerine her kapının anahtarı olan söz insan kendini her şeye rağmen yeniliyor yoksa hiçbir anlamı kalmayacak haykırışın havada asılı kalan sesin çınlamasının kalmayacak anlamı çoğalan kuşkunun çizmeli üstünü kederi keşke olan her şeyin lütfen kalbine iyi davran... çıkarıp attığımız elbiseler gibidir geçen zaman


bayram balcı
ışık açık ama hala karanlık.karanlık bu yer.gözlerim karanlıktan ayrılmıyor.hiç kimse temiz tutmuyor bu odayı.neden hiç kimse temizlemiyor ki bu odayı?hep temiz mi olmalı bu oda? temiz hem de tertemiz...

ellerimi kestim.her yere iğrençliğimi akıttım.duvarlara sürdüm.evet ben iğrençtim ama sen? ya sen....?

kelimeleri düzgünce seçmiyorum.dağınık kalsınlar.umrumda değil. o halde

.... so fuck you anyway.

24 Temmuz 2008 Perşembe

Edgar Allan Poe


Edgar Allan Poe'nun bütün öyküler kitabını okuyorum bu aralar.yani hala okumaya devam ediyorum.kısmetse yakında bitirmeyi düşünüyorum.430'unca sayfadayım.bilmeyenler için söyleyeyim; Marie Roget'nin Sırrı(Morgue Sokağı Cinayetleri 'nin devamı) adlı öyküyü okuyorum.


kimsenin beni rahatsız etmediği zamanlar istiyorum.kitabıma gömülmek; ve bir daha çıkmak istemiyorum.lütfen bunu bana çok görmeyin.lütfen...

23 Temmuz 2008 Çarşamba

kendime küçük bir not!

kafama takmıyorum.taksam; o konu hakkında yazı yazardım. ahahahahhaha...

19 Temmuz 2008 Cumartesi


kahve yaptım kendime. üşüyorum yahu.bu yaz sıcaklarında üşüyorum resmen.şuan ayağımda çorap,sırtımda ise, hırkam var.nedir bu anlayabilmiş değilim.bilgisayarda ise kings of convenience'nin; riot on an empty streets albümü çalıyor,tekrar ve tekrar...huzur dolu saatler yaşıyorum.birazdan oturup, kitabımın sayfalarına doğru yolculuğa çıkacağım.işte şimdi çıkan şarkı tam bir hüzün abidesi :'' know - how''. bu şarkıyı ilk dinlediğim an aklıma geldi birden.edirne'de otobüsteydim.mp3 playerımı dinliyordum.birden bu şarkı çalmaya başladı.önceleri güzelce gidiyordu.ama sonra o nakarat kısmı giriverdi.ve ben, birden ağlamaya başladım.hiçkimse farketmedi.içim kopmuştu aniden...sonra bu şarkı en güzel yerini aldı anılarımda.nedense, ne zaman bu şarkıyı dinlesem hemen o otobüste beliriveriyorum.kendimi o otobüste buluyorum.tekrardan yaşlar....

bunalım prim yaparmış... peh!


dün gece arkadaşlarla yürüyoruz.saat, gece 12'den sonrası.büyük bir grup oluşturmuşuz üstelik.birden konu benim bloğum oldu.''- bunalım prim yaparmış..''hadi yaaa.sanki siz acı cektiğinizde bunalım olmuyor musunuz?sanki siz duygularınızı, acılarınızı, sevinçlerinizi çok gizli defterlerinize yazmıyor sunuz?ama başkalarıyla dalga geçmek hoşunuza gidiyor. fakat; ben sizin duygularınızla dalga geçmeyeceğim.arabesk dediğiniz yazılarımı yazmaya devam edeceğim.üstelik başkasının duygularıyla alay ederken,alttan altta o kişiye hak vermeyeceğim.bu ikiyüzlülüğü yapmayacağım.


p.s :metal dinleyen kişiler arabeskin kralına bürünüyorlar,haberiniz yok.


duygularıyla alay edilen insanlara...

18 Temmuz 2008 Cuma

alfabesi olmayan bir dil ile; karsak düşlerdeki kimliğin öznesini surete.
ne gökten aşağıda kalırız, ne de yerden yukarıda!

aşkla...

bazen nefes aldığınızı hissedemezsiniz.öyle bir an gelir ki tıkanıp kalırsınız.hani filmlerde olur ya siz sabit kalırsınız ve herşey çok hızlı hareket eder; işte tam bu sahne.patlamamak için kendinizi tutarsınız.nefes almaya çalışırsınız.ama bir türlü alamazsınız.sonra korku çanlarının çalmaya başladığını hissedersiniz.gidiyorum evet gidiyorum dersiniz de gitmezsiniz.çünkü birden hiçbirşey olmamış gibi herşey düzeliverir.herşey yerine geçer.hareket hali kendini dünyadaki akışına (normal seyrine) bırakır.nefes almaya başladığınızda bir çeşit rahatlama; ama onun yanında bir panik hali de belirir vücudunuzda.anlamasızca yanınızdan geçen insanlara bakarsınız.görünürde hiçbir anormallik yoktur.ama içinizde öyle bir fırtına kopmuştur ki ne kimse görür ne de kimse bilir.yürür yolunuzu devam edersiniz.insanların içine karışır bu anı da diğerleri gibi unutursunuz.dünyaya ayak uydurursunuz..

15 Temmuz 2008 Salı

i awake to find no peace of mindi said how do you liveas a fugitivedown here, where i cannot see so cleari said what do i knowshow me the right way to goand the spies came out of the waterand you're feeling so bad 'cos you knowthat the spies hide out in every cornerbut you can't touch them no'cos they're all spiesthey're all spiesi awake to see that no-one is freewe're all fugitiveslook at the way we livedown here, i cannot sleep from fear, noi said which way do i turnoh i forget everything i learnand the spies came out of the waterand you're feeling so bad 'coz you knowthat the spies hide out in every cornerbut you can't touch them no'cos they're all spiesthey're all spiesand if we don't hide herethey're gonna find usand if we don't hide nowthey're gonna catch us where we sleepand if we don't hide herethey're gonna find usand the spies came out of the waterand you're feeling so good 'cos you knowthat those spies hide out in every cornerthey can't touch you no'cos they're just spiesthey're just spiesthey're just spiesthey're just spiesthey're just spies

(coldplay - spies)

Zorlaştırmayın!


kolay olsun istiyorum herşey.söylediklerimin kolayca anlaşılmasını istiyorum.basitçe anlatıyorum oysa ben..neden karşımdaki insanlar yokuşa sürüyor ki herşeyi?neden?yani herkesin istediği basit bir iletişim değil mi? basit olabilecekken niye bu zorluk?anlayamıyorum.anlayamıyorum gerçekten. sizin zeka pırıltılarınızı görmek istemiyorum.benim anlattıklarım üzerinde lütfen kendinizi tatmin etmeyin.sizinle beyin fırtınası yapmıyorum.sidik yarıştırmıyoruz.boktan şeyler hakkında konuşuyoruz sadece.ne gereği var ki zorlaştırmaya? lütfen iletişimi zorlaştırmayın.hayatı hele hiç zorlaştırmayın.herkesten tek ama tek isteğim bu.

zindan

arkadaşlarım benle gurur duymuyorlar.yoo hayır duymuyorlar malesef. ''eaug. onların senle gurur duymasını istiyorsan önce sen kendinle guru duymalısın.'' önce sen kanındaki irini akıtmalısın.kimse göremeden.işte tertemiz karşılarına geçtiğinde arkadaşlarının, o zaman senle gurur duyarlar.hadi bir kendine güven. çünkü arkadaşlar, karşılarındaki arkadaşının temiz olmasını severler.zorluk çektirmeyenini.işte o zaman gurur duyarlar sizinle.onlara zorluk çektirmeyin.en kralı siz olursunuz.

***

- ''neyine güveniyorsun bu kadar?'' - ''rahatlığıma.'' derken bir kahkaha duyuldu karanlığın içinden.bana acı gelen bir kahkaha.duvarlarda yankılandı önce, sonrada kulaklarımda.sağır edici.ellerime baktım.ellerim çirkin.parmaklarım hissiz.bir hiç adeta.dokunmaya korktum.dokunamadım, utandım.

bu sabah uyandım.gözlerim buğulu etrafıma bakındım.birden üstüme, daha doğrusunu söylemek gerekirse kalbime bir ağırlık çöktü.hala da devam ediyor.üstüme katır oturmuş sanki.kana kana su içiyorum sabahtan beri.bir türlü ağırlık gitmiyor üstümden.çaresizlik çökmüş bedenime. gitmiyor bir türlü.
***
hani tatlı su, tuzlu sudan daha ağır olur derler ya. atlarsın dereye, diptesindir, yüzeye çıkman daha fazla zaman alır.tatlı su seni yutar.sanki ben bu tatlı suyun içindeyim; ama hiçte tatlı bir durumda değilim malesef.
tıkandım...

14 Temmuz 2008 Pazartesi








evde tek başına oturmak...gerekli gereksiz herşeyi düşünmek...oturdum şimdi koltuğa ve dışarıya baktım.güneş gözlerimi aldı.nereye baksam gözlerimde hep o görüntü vardı aslında.güneş alıyor birtek o görüntüyü benden.gözlerimi koyu bir karanlığa mahkum ediyor.tıpkı senin sessizliğinin beni hapsetmesi gibi.


resmine baktım.gözlerimi kırpmadan resmine baktım.hafızamın en güçlü olan yanına kazıdım ben o resmi.şimdi dün geceden beri gözlerimim önünden gitmiyor bu görüntü.gözlerimi kapıyorum ve hemen o görüntü beliriyor karanlıkta.gözlerimi açıyorum ve nesnelerin görüntüleri birbirlerinin üstüne binmiş, en üstünde senin resmin duruyor.


daha çok şey yazmalıyım resmin hakkında. ama bana bu kadar müsade ediyor hayat.ve gönderdiği resmini silmemi istiyor.sildim.silmeliydim.sileceğimde...küçücük yüreğim, bu hayatla nasıl başeder ki silmezsem ben o resmi.

13 Temmuz 2008 Pazar

edirne


birden edirne geldi aklıma.aslında tam da böyle değil.okul arkadaşımla msnde yazışıyordum.çıkışı almaya gittin mi diye soru sordu bende hayır dedim.ve işte o anda aklıma edirne geliverdi.ne güzel memleket orası yahu.istanbul'un keşmekeşinden kurtulmak için birebir.çık meriçe doğru yürü.ağaçlar altında yürü de yürü.yorulduysan meriç kıyısındaki emirgan çay bahçesinde otur.lahmacun ye,bira iç.güneş batarken meriç'in üstünde, düşüncelere dal.sabah kahvaltısını mutlaka karaağaçta yap.arkasından türk kahvesi içip;nargile tüttür.bisiklet kirala,edirne'yi gez bir baştan bir başa.camiilerin fotoğraflarını çek.selimiye başta olmak üzere ki benim sevdiğim bir cami var ara sokakta; caminin dışı cam kaplı.çok hoşuma gider mesela o camii.ilgimi çeker.sonra kesinlikle edirne tava ciğeri ye.yemeden sakın dönme hatta.büyük bir hata yaparsın çünkü.ben ki normalde ciğer yiyemeyen bir insanım, ama oranın ciğeri bir başka..inasanın üç öğün oturup;yiyesi geliyor vallahi.ayşekadın'dan baca'ya doğru akşamları yürü.kulağında mp3ün olsun ve sadece edirne kokusunu içine çekerek yürü.hanımeli ağaçlarının altından geçerek yürü.eğer mevsim ilkbaharsa gerçekten tadından yenmez bu yürüyüş.yıldızlara bak sonra.huzur dol.en sevdiğim şey, gece bu yürüyüşlerdi.kendimi çok rahat hissederdim nedense.
edirne, şimdi sadece bir anı benim için.çok özleyeceğim anlara edirne'de eklendi.zaten orasını az çok bulgaristan'la özdeşleştiriyordum.şimdi 2side bir yerde birleşti.2 yeri de hiç unutamayacağım.anılarımda hep yer bulacak bu iki yer.birinde çocukluk düşlerim;diğerin de ise gençlik yıllarım.acılarım, hüzünlerim, sevinçlerim...

arkadaşlar akın akın arıyor.hiç ummadığım insanlar(arkadaşlarım tabii) arayıp nasıl olduğumu soruyorlar.garip oysaki kaale alınmadığımı düşünüyordum ben bu yaşıma kadar.kimseyle yakın değildim.en yakın arkadaşlarımla bile ki üstelik hemen hemen hepsi çocukluk arkadaşlarım.ama yakın değilim.duygularımı çok çok öyle kimseyle paylaşamam.ama bazen diğer kişiliklerimden birine bürünüp farklı davranabilirim.hangi gerçek ben işte o zaman bende anlamıyorum bazen.misal bu yazıyı hangi kişiliğim yazıyor şuan.diğer kişiliklerimden bir tanesi dondurma istiyor.onu doyurup kişiliğimi hazma zorlamalıyım.pardon gark etmeliyim demeliydim.yo hayır bu diğer kişiliğim.zor tabi bunlarla uğraşmak.ben nasıl evden çıkıcam diyen bir kişiliğim daha var mesela benim.hep evde olsun istiyor.evde kal evde kal.karınlıktan korkma.ama ben karanlıktan korkmuyorum ki...niye böyle şeyler telkin ediyorsun bedenime a(!) diğer kişilik...


hayat! ahhhh ulan hayat!


artık hayatı sorgulamıyorum.akışına bıraktım çünkü hayatı.ergenlik dönemi sancılarıyla, ona küfürler yağdırdığım zamanlar çok uzaklarda kaldı.hayır hayatla barışmadım.barışmamda ama sallamamda.zaten bu noktada hayat hakkında ne yazabilirim ki? hepimizin bildiği bir kavrama yeni ne ekleyebilirim ki?ne katabilirim ben hayata?koca bir hiç.evet kocaman bir hiç.benim hayatla aramda kocaman bir hiç var.sizin hayatla aranızda ne var?farklı birşeyler düzebilir misiniz hayata?

12 Temmuz 2008 Cumartesi

efes pilsen


severim ben bu markayı.35 yıldır bira bu kapağın altında.

alırsın bi efes tombul şişe soğuk soğuk içersin arkadaş.serinlersin.rahatlarsın.güvenirsin bu markaya. öyle amerikan biraları gibi su değildir.içimi daha serttir.keyif verir o yüzden.bu yüzden bu ülke de bira demek efes demektir.efes demekse bira demektir.afiyet olsun!

...


Düşlerde ki hayatların gerçekliği diye birşey yokmuşDaha basiti de bize yakışmaz zaten.Şunu biliyorum ki kessem bu yazıyı demek istediğimden azını, anlamayacaksın. Ey düşüm!
düşüm ve ben

silivri birlik! taşımacılığın boku çıktı...


silivri birlik.. nerde o eski silivri birlik. çocukluğumdan hatırlıyorumda eskiden otobüsler, topkapıya kadar giderlerdi.o zamanlar nerde yenibosna.git anam git.tabii küçüklüğün verdiği salaklıkla silivri birlik otobüslerine hep kusardım.muavin amcalarda hemen poşet neyim yetiştirirlerdi.su felan verirlerdi elime ki; su öyle herkese verilmezdi. kusmamaın sebebi de otobüs amcalarının otobüste pöfür pöfür sigara içmeleriydi salaklığım değildi tabii.aşaa diyorum kendime.o amcaları, benimde parçası olduğum voltranımla parçalamak istiyordum.öyle ki gidip üstlerine kusmamak için annem sırtımdan tutuyordu beni.o derece psikopata bağlamaşım yani.



eskiden bu silivri birlik ne güzel giderdi.koltukları rahattı.otobüsleri genişti.camlarından güneş ışığı falan geçirmezdi.ohaa!otobüsün koridorunda bildiğin halılar döşeliydi. her yerde radyo çıkartmları(küpe efem, süper efem), ya da yazılar olurdu(liselim).otobüsün heryerinde ayıcıklar asılıydı vesselam.bi de şunu hatırlıyorum, direksiyonu beyaz bantla bantlarlardılar bu otobüs amcaları.elektrik bantıydı o galiba.siyahı,kırmızısı mevcut zira.bi de upuzun vitese abidik gubidik tokalar asarlardı bu insanlar.niyeyse?ben hep bu otobüs amcalarının bir sürü sevgilisi olduğu hissiyatına kapılıp; o yüzden bu tokaları taktıklarını zannederdim.sanki kısa saçlı manitaları olamazmış gibi. allahım yaa çocukluk işte.haa aklıma gelmişken bu otobüs amcaları bildiğin trakyalı tabii.sağ el bileklerinde altın bileklikleri olurdu.boyunlarında da altın kolye.kumraldı bu adamlar.nuri alço kıvamındaydılar. 22 yaşıma kadar tek binemedim ben bu silivri birliklere.lannnn yoksa suyuma ilaçmı atıyorlardı lan bunlar.o yüzden kusup duruyordum hehalde....



neyse efenim bu otobüs insanları giderik değiştiler.otobüslerini küçülttüler.süslerini attılar felan.iyice denyolaşma yolunda ilerlediler.hatta o kadar denyolaştılar ki; göt kadar otobüse nefes bile alacak yer bırakmamaya başladılar.hatta muavinle şöför daha fazla yolcu alabilmek için kendi yerlerinden feragat bile ettiler. o derece gözlerini para hırsı bürümüştü bu silivri birliğin.iğrençleştiler efendim bunlar.gözleri daha fazla yolcu ararken; akılları hep paradaydı bu otobüs insanlarının.para, para , para....


işte silivri birlikle böyle başladı nefret ilişkim.işten dönerken ki işte 8 saat ayakta kalmışlığım oluyor, üstüne eve dönerkende, ayakta geliyorum o 45 dakikayı.kimse birşey demediği içinde adamlar yolcu üstüne yolcu alıyorlar. şikayet etsekte bu durum malesef hiç değişmiyor. otobüsü değiştirmekte işe yaramıyor zira bizim burada tek hat çalışıyor. siliviri birlik. araban, motorsikletin, traktörün, bisikletin(oha)yoksa silivri birliği binmek zorunda kalıyorsun. mecbursun bir başka değişle.ömür törpüsü...

gereksiz ayrıntılar...

boşluk. sadaece dipsiz bir boşluk.
bütün yağmur damlaları üstüme yağıyor. oysaki daha geçenlerde başka bir şehirde, yağmur yağarken, birinin elini tutuyordum. güvendeydim. şimdi? şimdi yok. sadece geçmiş var. aklımda takılı kalmış geçmiş. geçmişte kayboldum.