29 Eylül 2008 Pazartesi


iğreniyorum bu seslerden. yanıbaşımda ve beni kemiren seslerden. hiç susmadılar. evet hem de hiç. kaçmalıyım bu evden, bu odadan bu hayattan. yazmak kolay yapması ise, bir o kadar zor. asla bir aile olmayı becerememiş insanlardan söz ediyorum.

***

en iyi hamleni yapıp, eski durumuna getirdin bu oyunu. tebrikler! hep, o bilindik hamle.

***

ısırmak.. eti dişlerinle kavrayıp, sıkmak.. işte şiddetimin geldiği nokta. karşıdakine verdiğin acıyı düşünmemek. tıpkı bir hayvan gibi ısırıp koparmak.


aç kapa artema

evet yeni, aa hayır pardon, eskiden beri süre gelen durumum kesinlikle bu : ''aç kapa artema'' yazın açık olan duygular şeysi, kışın kendini kapalı duruma getiriyor. daha açık yazamıyorum. ne olur kusura bakmayın. böyle işte.

sapık! kendimi pis, adi bir sapık gibi gördüm yine.

başımda iğrenç bir ağrı... şakaklardan bastırıyor yine. malesef geçmiyor kolayca.

dün gece yolda kaldım. otobüsün tekerleği patladı. geç bir saatte eve döndüm.

sanırım uzunca bir süre evden dışarı çıkmak istemiyorum.

''aşk iki kişinin arasındaki şiddettir.'' bu da benden bir aforizma. umarım daha önce söylenmemiştir. sevgilinin(!) etini kim daha çok acıtırsa ; o, kazanan olur.

27 Eylül 2008 Cumartesi

i'm not okay


aaaaaaaaaaa diye bir çığlık.... öğle üzeri, saat 13.00'te atıldı; bomboş bir evde. yankılandı duvarlarda. baş ağrısı cabası.


***


bazen de bilgi verici kitaplar okumak gerekir. akademik kitaplar... okumak iyidir. hep roman okumayın. hayattan bazen kopun. bilgi veren akademik dille yazılmış eserleri okuyun. ama sonra, öğrendiklerinizi, o konu hakkında bilgisi olmayan insanların, üzerinde güç göstergesi olarak kullanmayın! bu bir emirdir. egonuzu yenin.



salağa bak. hem öğrendiğiniz bilgileri, başkalarının üzerinde güç göstergesi olarak kullanmayın diyor; ama sonra kendisi bilgi verir gibi, üstüne üstlük, emir veriyor. salak. bildiğin salak işte.



orhan pamuğun son kitabı olan masumiyet müzesinin son sayfaları bitmek bilmiyor. o 8 yıl geçmek bilmedi. aynı şeyler, defalarca aynı şeyler.... öfff



nick hornby'nin fever pitch adlı kitabını almış bulunuyorum. orhan pamuğun kitabı biter bitmez onu okumaya koyulacağım.


şu sıralar sevdiğim şarkı sonny j.'yin handsfree şarkısı. klibine de ayrıca bitmiş bulunuyorum. klipteki kadın çok güzel dans ediyor. şarkı da, 70'lerin disko müziği gibi. linki :




burada bitiriyorum, bu yazıyı....





19 Eylül 2008 Cuma

rte'den dogan grubunu boykot cagrisi


bir ülkenin başbakanı kalkmış; tüm ülkeye, bir yayın grubunun gazetelerini boykota çağırıyor. neden? çünkü o gruba bağlı gazeteler onun hakkında haberler yapmış diye. ki kendisi kalkıp yaptıkları haberler asılsızdır diyor. e o halde neden dava etmez bu başbakan bu gazeteleri; eğer asılsız haberler yaptılarsa? sorarım. bir başbakanın bile bu çağrıyı yapmaya hakkı yoktur. bu medyayı susturmaya çalışmaktır. tek sesliliğe çağrıdır. kendi damadının medya grubuna dolaylı yoldan yardım etmektir.


***


'bizim çukurova grubu' diyen bir başbakandan daha açık ifadeler beklerdim doğrusu, bu boykot çağrısını yaparken.



ister istemez aklıma hep tek bir film gelir böyle haberleri okuyunca : ''v for vendetta.'' bir de 1984 romanı. yaşanılanlar aynı değil mi?


burada doğan medya grubunu koruyacak değilim. kaldı ki doğan medya grubundan hiç hazetmem. ama basına yapılan bu saçmalığı da; asla göz ardı edemem.sansürsüz bir basın dileğiyle...


deniz feneri haberiyle ilgili 2 link vermek istiyorum. ikisi de köşe yazısı.





17 Eylül 2008 Çarşamba

ne kadar çok yazarsam; o kadar çok siliniyorum.

yeniler yeniler yeniler... kafa karışıklığı. sadece kafa karışıklığı. başka hiçbir şey değil. karanlık gözlerimi korkutmuyor. karanlıktan ışığa çıktığımda, gözlerimi kısmıyorum artık.

her ne okuyorsam içime işlemiyor. kelimeler terk ediyor. düşünemiyorum. düşünmüyorum. kafamın içinde dönen birşeyler yok. içim rahat. hiçbir heyecan duymuyorum eskiye nazaran. endişe hali kendiliğinden yok oldu. istediğim buydu evet. ağlayamıyorum. ve evet.

kestik. hayattan umudumuzu kestik. oysaki ben kelimelerin arkasına saklana bir korkağım. herşeyi yazıpta; o yazılanları uygulayamayanım. bu yüzden iğreniyorum kendimden. ama başka yolu yok inan ki... herkes gibi bende yalanlar söylemeye devam ediyorum kendime ve etrafımdakilere.

15 Eylül 2008 Pazartesi


gözler hafif bulanık görüyor. kulaklarımda norah jones'un sunrise adlı şarkısı dolanıyor. erkenden kalkıp, 80 sayfa kitap okumuşum. gözlerimde ondan bulanık görüyor zaten. bir dakika, kalkıp çayımı almalıyım mutfaktan. evet suyu ağır ağır kaynamaya bıraktım ocağa. öğle üzerine doğru da bir türk kahvesi patlattım mı deymeyin keyfime.


depresyonunda özelliklerinden biri de budur. önceki günlerde büyük bir sıkıntı hissedersiniz. sonraki günde de küçük şeylerden mutlu olursunuz. bir uyanmışsınız ki güneş içinize doğmuş. hayret! geçen günlerde neden buhran yaşamışım diye hayıflanırsınız birden. ama kötü günler geldiğinde bu huzurlu anları hatırlayamazsınız nedense. öylece geçiverir zaman.


sallama çayımızda hazır. evet geri döndüm şimdi mutfaktan. yanıma bir kaç parça biskuvi aldım. çayın yanında iyi gider.


şimdi hatırladığım eski bilgisayarımıza (o zamanlar abimle birlikte kullanıyordum) 20 word sayfasına yakın bir roman yazmaya başlamıştım. iyi de gidiyordu üstelik. bitirseydim belki roman değil öykü olacaktı gerçi. ama abim o dosyamı silmişti. şimdi hatırladım. eğer o öyküyü bitirseydim...


iyice evime kapandım. iyice içime kapandım.


norah jones dinliyorum sabahtan beri.


sallama çayda nasıl iyi geldi. amaaann.


evden dışarıya hiç çıkmak istemiyorum. hemde hiç.

14 Eylül 2008 Pazar

eylül depresyonu


bünyede bir uyuşukluk var bugünlerde. bir tembellik, bir miskinlik, bir, bir can sıkıntısı... saatler geçiyor, günler geçiyor. akşam üstleri bir hüzün çöküyor içime. camdan dışarıya baktığımda; batan güneşte, huzuru göremiyorum.



eylül depresyonu hoşgeldin!

4 Eylül 2008 Perşembe

saçmalama


yazmayalı bayağa olmuş. aslında hiçbirşey yazmak istemiyorum. ama nedense log in oldum siteye. bütün gün evden dışarıya çıkmıyorum. evet çok farklı birşey yazdım :D