25 Ağustos 2009 Salı
10 Ağustos 2009 Pazartesi
karanlıkta ortaya çıkanlar...
çıplak ayakla evde dolaşıyorum. odadan odaya. yalnızca geziyorum. birden ayağımın altında ıslak birşey hissediyorum. küçük bir şey.. hemen ayağımı kaldırıyorum. ışığı açıyorum. ve birden küçük siyah bir böcek, kaçarak dolabın arkasına saklanıyor.
2 Haziran 2009 Salı
Vivaldi eşliğinde gece yolculuğu

her yerden bir ses. kahkahalar , konuşmaların arasından bir bıçak kesiği gibi geçiyor. ve bütün bu seslerin arasında, vivaldi çalıyor arabada. biz cam kenarında oturmuş, dört mevsimle mest olmuşken, dışarıyı izliyoruz. ay gökyüzünden puslu gözüküyor o gece. yol çizgileri birbirini izliyor. ve ben, sessizliğe gömülmüş; bütün bu olanların içinde senin neler düşündüğünü merak ediyorum. asla sana dönüp bakmıyorum. bakamıyorum.
23 Mayıs 2009 Cumartesi
yok artık daha neler..
Her eve bir halit ayarcı lazım vesselam. neden derseniz; buyrun : saatleri ayarlama enstitüsü.
yeni bir kavram. marka kurbanı olmuş insanlar. üstüne yakışanı değilde(!) sadece marka olan eşyaları alıp giyen; ve bu durumda da maymuna dönen insanlardır. çok açık söylüyorum, lütfen sadece marka diye alıp o iğrençe şeyleri giymeyin.giymeyin yahu.
ahh evet benim bir işim vardı değil mi? iş... bilmem kaç katlı bir plaza. hergün mini etek giyip, kocaman gözlükler takılıp gidilen yer. aa otobüse mi bindin. çok banel.
bu arada kibirli piçle yakınlaşmamız mevcut ki , iğreneyim mi bilmiyorum. yakınlaşma derken iş düzeyinde canım. yoksa yoksaa... aaa iğrenç!
denizde yunuslar atlayıp, duruyor. onlar yüzünden denizde açılamıyoruz. nolcak bizim bu halimiz? iskelenin önünde çoluk çombalakla takılıp duruyoruz. bildiğin rezillik. nerden geldi yunuslar yahu buralara? ayy ne güzel demeyin. her gördüğünüz yunus, flipper değil ki canım. saldıranı var, saldırmayanı var.
hayarımda önemli kararlar alma arifesindeyim. sonra konuşalım.
yeni bir kavram. marka kurbanı olmuş insanlar. üstüne yakışanı değilde(!) sadece marka olan eşyaları alıp giyen; ve bu durumda da maymuna dönen insanlardır. çok açık söylüyorum, lütfen sadece marka diye alıp o iğrençe şeyleri giymeyin.giymeyin yahu.
ahh evet benim bir işim vardı değil mi? iş... bilmem kaç katlı bir plaza. hergün mini etek giyip, kocaman gözlükler takılıp gidilen yer. aa otobüse mi bindin. çok banel.
bu arada kibirli piçle yakınlaşmamız mevcut ki , iğreneyim mi bilmiyorum. yakınlaşma derken iş düzeyinde canım. yoksa yoksaa... aaa iğrenç!
denizde yunuslar atlayıp, duruyor. onlar yüzünden denizde açılamıyoruz. nolcak bizim bu halimiz? iskelenin önünde çoluk çombalakla takılıp duruyoruz. bildiğin rezillik. nerden geldi yunuslar yahu buralara? ayy ne güzel demeyin. her gördüğünüz yunus, flipper değil ki canım. saldıranı var, saldırmayanı var.
hayarımda önemli kararlar alma arifesindeyim. sonra konuşalım.
Etiketler:
halit ayarcı,
kibirli piç,
saatleri ayarlama enstitüsü,
saçmalama
15 Nisan 2009 Çarşamba
dünyadaki tüm kibirli piçlere....
bir kibirli piç gelir, bir kibirli piç gider. dünya böyle döner. (alış!) üşenme..
intikam en sevdiğim duygudur. kibirden hoşlanmam.
hayrın yolu bayır.
ayrıca söyleyeyim, takım elbisenin altına o ayakkabılar hiç olmamış diyor ve şarkıya geçiyoruz.
intikam en sevdiğim duygudur. kibirden hoşlanmam.
hayrın yolu bayır.
ayrıca söyleyeyim, takım elbisenin altına o ayakkabılar hiç olmamış diyor ve şarkıya geçiyoruz.
14 Nisan 2009 Salı

yalnız bir sahil. kimse yok etrafta. hava güneşli. şezlongta yayılmış, gözlerim denizin beyaz köpüklerinde, yatıyorum. fonda çalan şarkı, nouvelle vague - marian .yanımda kitabım ve soğuk limonlu soda. hava kabarcıklarını buğulanan bardaktan görebiliyorum. hafif bir meltem esiyor. saçlarımı yalayıp, arkama doğru ilerliyor. saçlarım nemli. önümde deniz alabildiğine mavi ve yeşil. eşsiz uzanıyor önümde deniz..
Kıytırık bir yerde çalışıp, plaza çalışanı gibi işe gelmek.
başlığa gel, ağla. evet bu başlık olmadı yahu.. aman bana ne..
dün, sabah erkenden servisle işe gittim. ki bu bir ilk oluyor. bilmeyenleriniz için belirteyim ben akşamları çalışıyorum. dün portör muayenesi için iş yerinde olmamız gerekiyordu. herkesin aynı anda sıçmalarını istiyorlar çünkü. neyse konumuza dönelim. ben eşofman takımlarımla salak salak ortalıkta dolaşırken, karşıdan şuh giyimli bir baağyan bize doğru geliyordu. aman Allah'ım bu nasıl bir asalet. topukluları çekmiş alta, kot bildiğin skinny.top kısmı gösterişli. saçlar platin sarısı felan. yüzünde, şehrin yalnızlığında ezilmiş bir ifade.. asıldığı çantası bavul büyüklüğünde.. işte herneyse..
şimdi bu kadın bildiğin alış veriş merkezinde çalışıyor. ve giriş yeri de mağzanın ''mal kabul '' kısmı. görende dev plaza çalışanı zannedecek bu kadını. halbuki bildiğin kıçı kıytırık bir mağzada çalışıyorsun. haa mağza hipermarket. ona istinaden böyle giyinip geldiysen ne ala. bim de çalışıpta böyle giyinip gelen biri olsa çok daha ilgi çekici olurdu herhalde.. bizimkisi hipermarket. hemde ülkenin en ucuz hipermarketi..
şu an karar verdim. o baağyanla tanışıp, sabahın bu saatinde nasıl böyle iki dirhem bir çekirdek giyindiğini öğrenicem. o makyajı nasıl yaptığını, işe nasıl yetişebildiğini öğrenicem. evet yapıcam bunu.
dün, sabah erkenden servisle işe gittim. ki bu bir ilk oluyor. bilmeyenleriniz için belirteyim ben akşamları çalışıyorum. dün portör muayenesi için iş yerinde olmamız gerekiyordu. herkesin aynı anda sıçmalarını istiyorlar çünkü. neyse konumuza dönelim. ben eşofman takımlarımla salak salak ortalıkta dolaşırken, karşıdan şuh giyimli bir baağyan bize doğru geliyordu. aman Allah'ım bu nasıl bir asalet. topukluları çekmiş alta, kot bildiğin skinny.top kısmı gösterişli. saçlar platin sarısı felan. yüzünde, şehrin yalnızlığında ezilmiş bir ifade.. asıldığı çantası bavul büyüklüğünde.. işte herneyse..
şimdi bu kadın bildiğin alış veriş merkezinde çalışıyor. ve giriş yeri de mağzanın ''mal kabul '' kısmı. görende dev plaza çalışanı zannedecek bu kadını. halbuki bildiğin kıçı kıytırık bir mağzada çalışıyorsun. haa mağza hipermarket. ona istinaden böyle giyinip geldiysen ne ala. bim de çalışıpta böyle giyinip gelen biri olsa çok daha ilgi çekici olurdu herhalde.. bizimkisi hipermarket. hemde ülkenin en ucuz hipermarketi..
şu an karar verdim. o baağyanla tanışıp, sabahın bu saatinde nasıl böyle iki dirhem bir çekirdek giyindiğini öğrenicem. o makyajı nasıl yaptığını, işe nasıl yetişebildiğini öğrenicem. evet yapıcam bunu.
4 Nisan 2009 Cumartesi
Sayıklamalar...
bu doğum günümde bir sürü gitar istiyorum. bir sürü hem de. teker teker alıp hepsini parçalamak istiyorum. kahkahalarla hepsini parçalamak.. söyle bakalım önerin nedir?
hayal aleminde yaşayıp, yitikleşiyorum. hoşgeldiniz!
silah. şakağıma dayayıp her seferinde tetiği çekiyorum. pişmanlık duymuyorum hem de her seferinde.
tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar, tekrar, tekrar, tekrar, tekrar...
bütün bu karmaşanın içinde onu hayal ediyorum. o, çok yeni. ama eskilerde kalıcak nedense nedense..
bu dünyaya hiçbirşey bırakmak istemiyorum. yaşadığım bile belli olmasın.
yıldızlı bir gecede, yıldızları göremiyorum. neden?
bir kadının delirmesi. bundan daha acınası birşey olabilir mi hiç?
'' - neden ölmek istiyorsun diye soruyorlar?
bende :''- neden yaşamak istiyorsanız, ondan diye cevap veriyorum.''
hayal aleminde yaşayıp, yitikleşiyorum. hoşgeldiniz!
silah. şakağıma dayayıp her seferinde tetiği çekiyorum. pişmanlık duymuyorum hem de her seferinde.
tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar, tekrar, tekrar, tekrar, tekrar...
bütün bu karmaşanın içinde onu hayal ediyorum. o, çok yeni. ama eskilerde kalıcak nedense nedense..
bu dünyaya hiçbirşey bırakmak istemiyorum. yaşadığım bile belli olmasın.
yıldızlı bir gecede, yıldızları göremiyorum. neden?
bir kadının delirmesi. bundan daha acınası birşey olabilir mi hiç?
'' - neden ölmek istiyorsun diye soruyorlar?
bende :''- neden yaşamak istiyorsanız, ondan diye cevap veriyorum.''
25 Mart 2009 Çarşamba
sylvia plath
bir yerlerde okumuştum. şairler uzun süre yaşayamaz diye. ya intihar ederler; ya da erken yaşta ölürler diye. sanırım intihar edenlerin çoğunluğunu şairler oluşturuyor.
sylvia plath'de bunlardan biriydi. son günlerde gazetelerde küçük bir haberi okudunuz mu bilmiyorum ama oğluda intihar etmişti. annesiyle aynı kaderi paylaşmıştı. geriye ise sadece bir kızkardeşi bırakarak dünyadan göçmüştü. ( http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=927606&Date=23.03.2009&CategoryID=79)
kütüphanemden bir kitap çekiyorum. gelen kitap; sylvia plath'ın günceleri. hayır rastgele seçmiyorum bu kitabı. yerini ezbere biliyorum çünkü.
''i may never be happy but i can be content'' (sylvia plath)
sylvia plath'de bunlardan biriydi. son günlerde gazetelerde küçük bir haberi okudunuz mu bilmiyorum ama oğluda intihar etmişti. annesiyle aynı kaderi paylaşmıştı. geriye ise sadece bir kızkardeşi bırakarak dünyadan göçmüştü. ( http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=927606&Date=23.03.2009&CategoryID=79)
kütüphanemden bir kitap çekiyorum. gelen kitap; sylvia plath'ın günceleri. hayır rastgele seçmiyorum bu kitabı. yerini ezbere biliyorum çünkü.
''i may never be happy but i can be content'' (sylvia plath)
24 Mart 2009 Salı
herşey para para para!!!!

en son gelen haberlere göre last fm radyosuda nisandan itibaren abd, almanya ve birleşik krallık dışındaki ülkelere paralı olacakmış. aylık 3 euro bayılmamızı istiyorlar. isteyenlere hemen linki atayım : (http://blog.last.fm/2009/03/24/lastfm-radio-announcement)
internetin hızla yayılmasından sonra ; para babalarının ağzını sulandırıcak projelere bir yenisi daha eklendi : internet. yakın gelecekte zannediyorum ki; her girdiğimiz internet sayfası için para vericez.
gelelim last fme. şimdi neden bu 3 ülke dışındakilere paralı yapıyorsun? eğer paralı yapacaksan tüm ülkelere yap. saçmalığın daniskası bence.
bir link daha vereyim : ( http://i40.tinypic.com/33uucgp.png)
23 Mart 2009 Pazartesi
türk insanına özgü uyanıklıklar
express kasaya bir sepet dolusu eşyayla gelmek ve biz 3 kişiyiz diyerek 3e böldürmek. (aferin çok iyi düşünmüşsün)
gazeteye para vermemek için kahveye gidip, beleş gazete okumak.
marketlerde tanıtılan promosyon ürünlerinden, bir yerine dörder, beşer tane tane almak. üstelik, tanıtılan üründen almamışken.
dolu bir yolda sıranın ilerlemesini beklerken, emniyet şeridinden geçen ambulansın arkasına takılıp, hızlıca yol almak.
gazeteye para vermemek için kahveye gidip, beleş gazete okumak.
marketlerde tanıtılan promosyon ürünlerinden, bir yerine dörder, beşer tane tane almak. üstelik, tanıtılan üründen almamışken.
dolu bir yolda sıranın ilerlemesini beklerken, emniyet şeridinden geçen ambulansın arkasına takılıp, hızlıca yol almak.
21 Mart 2009 Cumartesi
bir anlık....

uzun, yarı karanlık koridorlarda karşılaşıyoruz seninle hep. ilk adımda bakışmalarımız birbirimize; daha sonra adımlarımıza çevriliyor. yere bakarak devam edip, koridoru geçiyoruz ters yönlere doğru.
battaniyeye sarılmış, bir ömrün geçişini seyredalıyorum. batıyorum dibe doğru. en dibe, daha derine....
16 Mart 2009 Pazartesi

- ''çok fakirim lan. bir masa lambası alacak param bile yok.''
karanlığın içinde yankılanan bir ses duyulur :
- '' belki de hala alacağın masa lambasını bulamamışsındır.''
aptal aptal etrafına bakınarak;
-'' ama ama ben, ikea kataloğuna baktım; mudo conceptte baktım bulamadım. ayrıca duymuyor musun param yok benim.''
karanlıktaki ses;
- ''salak ne diye oralara bakıyorsun; paran yoksa.''
- ''iyi de ben bunu en başta belirttim. ne diye fırladın karanlığın içinden.''
karanlıktaki ses;
- ?!!?!?
karanlığın içinde yankılanan bir ses duyulur :
- '' belki de hala alacağın masa lambasını bulamamışsındır.''
aptal aptal etrafına bakınarak;
-'' ama ama ben, ikea kataloğuna baktım; mudo conceptte baktım bulamadım. ayrıca duymuyor musun param yok benim.''
karanlıktaki ses;
- ''salak ne diye oralara bakıyorsun; paran yoksa.''
- ''iyi de ben bunu en başta belirttim. ne diye fırladın karanlığın içinden.''
karanlıktaki ses;
- ?!!?!?

hassiktir! biri beni durdursun. the mask filminin en ünlü lafı. şuan, bu cümleyi, bu durumu anlatan; en iyi cümle olarak seçiyorum. saçmalama. bozdum.
''bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini. ''
ders, ders , ders çalışmalıyım. evet. kafamı kumdan çıkartıp, karşıya odaklanmalıyım. kalktım devcileyin bir böceğe dönüşmüştüm. bu yüzden bu kitabın adı değişim olamaz. dönüşüm olmalıydı. değişim daha pasif kalıyor.
evet gece beni boğar. geceleyin böcekler ilerleyemez bilinenin aksine. ya da ben sallıyorum. evet ben sallıyorum. hani freud demiş ya, insanların doğuştan getirdiği 2 temel özellik var diye : cinsellik ve saldırganlık. ki bunlar bir yerde aynı şeye çıkıyor : şiddet. her ikiside farklı dozajlarda şiddet içerir. yani aslında insanların doğuştan getidiği sadece bir temel özellik vardır : şiddet! veeeeee buna bir nicesini daha ekliyorum. yalan söylemek. evet evet herkes doğuştan büyük bir yalancı olarak doğar. önce bilmeden yalan söylersin. sonra bilerek ve isteyerek devam ettirisin. hiçkimse karşı çıkmasın. çünkü yaşadığı sürece herkes yalan söylemiştir. miktarı değil; eylemi önemlidir. yaptın mı? yalan söyledin mi? cevap evettir.
keşke, Revolutionary Road filminin sonundaki yaşlı adam gibi duyma cihazımı kapayabilsem. pasif kalırmıydım orası tartışılır; ama o kadınla evli lan. deli zannettikleri bir oğulları var. yazık. adam doğruları söyleyip duruyor aksine. oops filmin sonunuda söyledim bu arada. idare ediverin.
yazıyı okurken hissiyatınıza yardımcı olabilmesi açısından; buyrun burdan yakın :
dinleyin.
görünür bir şekilde edit : download değildir. ahahahhaha. arşivinizde varsa; çalın, dinleyin. sadece bu yazıya yönelik bir rica.
Etiketler:
değişim,
dönüşüm,
freud,
gregor samsa,
kafka,
revolutionary road
14 Mart 2009 Cumartesi
Medya Eleştirisi Ya Da Hermes'i Sorgulamak

Birhan'ın bloğunu okuyunca farkettim. akademik kitapları çok daha sık bir şekilde okumalı. ben, bu konuda geri kalmış bulunuyorum malesef. buradan ona da teşekkür etmek istiyorum.( http://okunmuskitaplar.blogspot.com/) bu da onun adresi. ve ondan kopya çekerek okuduğum kitapta bu : http://www.yenisayfa.com/Product/Book/Content.aspx?pid=a1bcd7f5990f700805123ff51b6da3ed gayet güzel bir dille yazılmış kitap. ilk sayfalarından bu görülüyor. daha sonraları için birşey diyemem. daha oralara gelmedim. ve öyle zannediyorum ki; Birhan'ın bundan sonraki irdeleyeciği kitapta, bu kitap olacak. yorumlarımı döktürücem şimdiden belirteyim. yeraltı edebiyatı okumalarıma bir süre ara veriyor; ve işe gitmek için hazırlanmaya başlıyorum.
20 Şubat 2009 Cuma

cep telefonu çalınmış, şarj aleti gibi hissediyorum.
***
hayat kısa döngülerden ibaret. dönüp dolaşıp aynı şeyleri yaşıyoruz farklı kişiliklerle.
***
bir gün karar verirsin uygularsın. bir gün karar verirsin uygulayamazsın. (belirsizlik)
***
nerede hata var?
***
kalın görünmez zincirlerle bağlıyım. evet, kalın ve görünmez.
***
daha fazlası mı var yoksa; daha azı mı var? bilemedim.
***
19 Ocak 2009 Pazartesi
15 Ocak 2009 Perşembe
zamanın yetmemesi....
12 Ocak 2009 Pazartesi
başlıksız...
günler bomboş geçip duruyor. hiçbirşey üretemiyorum. günlerin bomboş geçmesi iyiye mi işaret ondan bile emin değilim. daha az mı yoruluyorum, yoksa daha mı çok yoruluyorum onu da bilmiyorum. şu anda hiçbirşey bilmiyorum. kemiklerim sızlıyor.
sabah uyan. duş al. krem sür. evden çık. iğrenç otobüse bin. yer olmadığı için ayakta gitmek zorunda kal. iş merkezine var. kıyafetlerini değiştir. işe başla. binlerce insana laf anlat. işten çık. yola dökül. soğukta don. eve gel. iki tek at. yatakta sız.
sabah uyan. duş al. krem sür. evden çık. iğrenç otobüse bin. yer olmadığı için ayakta gitmek zorunda kal. iş merkezine var. kıyafetlerini değiştir. işe başla. binlerce insana laf anlat. işten çık. yola dökül. soğukta don. eve gel. iki tek at. yatakta sız.
2 Ocak 2009 Cuma
toplumsal yığın

insanlara çöplük satıyorum. büyük marketten aldığınız herşey çöplük... çünkü hepiniz onları aldıktan sonra; tuvalete gidip sıcıçaksınız. çünkü sizi bu şekilde bağımlı kıldılar. hep daha fazlasını al. sakın doyma. ben de dahil.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

