24 Temmuz 2008 Perşembe

Edgar Allan Poe


Edgar Allan Poe'nun bütün öyküler kitabını okuyorum bu aralar.yani hala okumaya devam ediyorum.kısmetse yakında bitirmeyi düşünüyorum.430'unca sayfadayım.bilmeyenler için söyleyeyim; Marie Roget'nin Sırrı(Morgue Sokağı Cinayetleri 'nin devamı) adlı öyküyü okuyorum.


kimsenin beni rahatsız etmediği zamanlar istiyorum.kitabıma gömülmek; ve bir daha çıkmak istemiyorum.lütfen bunu bana çok görmeyin.lütfen...

23 Temmuz 2008 Çarşamba

kendime küçük bir not!

kafama takmıyorum.taksam; o konu hakkında yazı yazardım. ahahahahhaha...

19 Temmuz 2008 Cumartesi


kahve yaptım kendime. üşüyorum yahu.bu yaz sıcaklarında üşüyorum resmen.şuan ayağımda çorap,sırtımda ise, hırkam var.nedir bu anlayabilmiş değilim.bilgisayarda ise kings of convenience'nin; riot on an empty streets albümü çalıyor,tekrar ve tekrar...huzur dolu saatler yaşıyorum.birazdan oturup, kitabımın sayfalarına doğru yolculuğa çıkacağım.işte şimdi çıkan şarkı tam bir hüzün abidesi :'' know - how''. bu şarkıyı ilk dinlediğim an aklıma geldi birden.edirne'de otobüsteydim.mp3 playerımı dinliyordum.birden bu şarkı çalmaya başladı.önceleri güzelce gidiyordu.ama sonra o nakarat kısmı giriverdi.ve ben, birden ağlamaya başladım.hiçkimse farketmedi.içim kopmuştu aniden...sonra bu şarkı en güzel yerini aldı anılarımda.nedense, ne zaman bu şarkıyı dinlesem hemen o otobüste beliriveriyorum.kendimi o otobüste buluyorum.tekrardan yaşlar....

bunalım prim yaparmış... peh!


dün gece arkadaşlarla yürüyoruz.saat, gece 12'den sonrası.büyük bir grup oluşturmuşuz üstelik.birden konu benim bloğum oldu.''- bunalım prim yaparmış..''hadi yaaa.sanki siz acı cektiğinizde bunalım olmuyor musunuz?sanki siz duygularınızı, acılarınızı, sevinçlerinizi çok gizli defterlerinize yazmıyor sunuz?ama başkalarıyla dalga geçmek hoşunuza gidiyor. fakat; ben sizin duygularınızla dalga geçmeyeceğim.arabesk dediğiniz yazılarımı yazmaya devam edeceğim.üstelik başkasının duygularıyla alay ederken,alttan altta o kişiye hak vermeyeceğim.bu ikiyüzlülüğü yapmayacağım.


p.s :metal dinleyen kişiler arabeskin kralına bürünüyorlar,haberiniz yok.


duygularıyla alay edilen insanlara...

18 Temmuz 2008 Cuma

alfabesi olmayan bir dil ile; karsak düşlerdeki kimliğin öznesini surete.
ne gökten aşağıda kalırız, ne de yerden yukarıda!

aşkla...

bazen nefes aldığınızı hissedemezsiniz.öyle bir an gelir ki tıkanıp kalırsınız.hani filmlerde olur ya siz sabit kalırsınız ve herşey çok hızlı hareket eder; işte tam bu sahne.patlamamak için kendinizi tutarsınız.nefes almaya çalışırsınız.ama bir türlü alamazsınız.sonra korku çanlarının çalmaya başladığını hissedersiniz.gidiyorum evet gidiyorum dersiniz de gitmezsiniz.çünkü birden hiçbirşey olmamış gibi herşey düzeliverir.herşey yerine geçer.hareket hali kendini dünyadaki akışına (normal seyrine) bırakır.nefes almaya başladığınızda bir çeşit rahatlama; ama onun yanında bir panik hali de belirir vücudunuzda.anlamasızca yanınızdan geçen insanlara bakarsınız.görünürde hiçbir anormallik yoktur.ama içinizde öyle bir fırtına kopmuştur ki ne kimse görür ne de kimse bilir.yürür yolunuzu devam edersiniz.insanların içine karışır bu anı da diğerleri gibi unutursunuz.dünyaya ayak uydurursunuz..

15 Temmuz 2008 Salı

i awake to find no peace of mindi said how do you liveas a fugitivedown here, where i cannot see so cleari said what do i knowshow me the right way to goand the spies came out of the waterand you're feeling so bad 'cos you knowthat the spies hide out in every cornerbut you can't touch them no'cos they're all spiesthey're all spiesi awake to see that no-one is freewe're all fugitiveslook at the way we livedown here, i cannot sleep from fear, noi said which way do i turnoh i forget everything i learnand the spies came out of the waterand you're feeling so bad 'coz you knowthat the spies hide out in every cornerbut you can't touch them no'cos they're all spiesthey're all spiesand if we don't hide herethey're gonna find usand if we don't hide nowthey're gonna catch us where we sleepand if we don't hide herethey're gonna find usand the spies came out of the waterand you're feeling so good 'cos you knowthat those spies hide out in every cornerthey can't touch you no'cos they're just spiesthey're just spiesthey're just spiesthey're just spiesthey're just spies

(coldplay - spies)

Zorlaştırmayın!


kolay olsun istiyorum herşey.söylediklerimin kolayca anlaşılmasını istiyorum.basitçe anlatıyorum oysa ben..neden karşımdaki insanlar yokuşa sürüyor ki herşeyi?neden?yani herkesin istediği basit bir iletişim değil mi? basit olabilecekken niye bu zorluk?anlayamıyorum.anlayamıyorum gerçekten. sizin zeka pırıltılarınızı görmek istemiyorum.benim anlattıklarım üzerinde lütfen kendinizi tatmin etmeyin.sizinle beyin fırtınası yapmıyorum.sidik yarıştırmıyoruz.boktan şeyler hakkında konuşuyoruz sadece.ne gereği var ki zorlaştırmaya? lütfen iletişimi zorlaştırmayın.hayatı hele hiç zorlaştırmayın.herkesten tek ama tek isteğim bu.

zindan

arkadaşlarım benle gurur duymuyorlar.yoo hayır duymuyorlar malesef. ''eaug. onların senle gurur duymasını istiyorsan önce sen kendinle guru duymalısın.'' önce sen kanındaki irini akıtmalısın.kimse göremeden.işte tertemiz karşılarına geçtiğinde arkadaşlarının, o zaman senle gurur duyarlar.hadi bir kendine güven. çünkü arkadaşlar, karşılarındaki arkadaşının temiz olmasını severler.zorluk çektirmeyenini.işte o zaman gurur duyarlar sizinle.onlara zorluk çektirmeyin.en kralı siz olursunuz.

***

- ''neyine güveniyorsun bu kadar?'' - ''rahatlığıma.'' derken bir kahkaha duyuldu karanlığın içinden.bana acı gelen bir kahkaha.duvarlarda yankılandı önce, sonrada kulaklarımda.sağır edici.ellerime baktım.ellerim çirkin.parmaklarım hissiz.bir hiç adeta.dokunmaya korktum.dokunamadım, utandım.

bu sabah uyandım.gözlerim buğulu etrafıma bakındım.birden üstüme, daha doğrusunu söylemek gerekirse kalbime bir ağırlık çöktü.hala da devam ediyor.üstüme katır oturmuş sanki.kana kana su içiyorum sabahtan beri.bir türlü ağırlık gitmiyor üstümden.çaresizlik çökmüş bedenime. gitmiyor bir türlü.
***
hani tatlı su, tuzlu sudan daha ağır olur derler ya. atlarsın dereye, diptesindir, yüzeye çıkman daha fazla zaman alır.tatlı su seni yutar.sanki ben bu tatlı suyun içindeyim; ama hiçte tatlı bir durumda değilim malesef.
tıkandım...

14 Temmuz 2008 Pazartesi








evde tek başına oturmak...gerekli gereksiz herşeyi düşünmek...oturdum şimdi koltuğa ve dışarıya baktım.güneş gözlerimi aldı.nereye baksam gözlerimde hep o görüntü vardı aslında.güneş alıyor birtek o görüntüyü benden.gözlerimi koyu bir karanlığa mahkum ediyor.tıpkı senin sessizliğinin beni hapsetmesi gibi.


resmine baktım.gözlerimi kırpmadan resmine baktım.hafızamın en güçlü olan yanına kazıdım ben o resmi.şimdi dün geceden beri gözlerimim önünden gitmiyor bu görüntü.gözlerimi kapıyorum ve hemen o görüntü beliriyor karanlıkta.gözlerimi açıyorum ve nesnelerin görüntüleri birbirlerinin üstüne binmiş, en üstünde senin resmin duruyor.


daha çok şey yazmalıyım resmin hakkında. ama bana bu kadar müsade ediyor hayat.ve gönderdiği resmini silmemi istiyor.sildim.silmeliydim.sileceğimde...küçücük yüreğim, bu hayatla nasıl başeder ki silmezsem ben o resmi.

13 Temmuz 2008 Pazar

edirne


birden edirne geldi aklıma.aslında tam da böyle değil.okul arkadaşımla msnde yazışıyordum.çıkışı almaya gittin mi diye soru sordu bende hayır dedim.ve işte o anda aklıma edirne geliverdi.ne güzel memleket orası yahu.istanbul'un keşmekeşinden kurtulmak için birebir.çık meriçe doğru yürü.ağaçlar altında yürü de yürü.yorulduysan meriç kıyısındaki emirgan çay bahçesinde otur.lahmacun ye,bira iç.güneş batarken meriç'in üstünde, düşüncelere dal.sabah kahvaltısını mutlaka karaağaçta yap.arkasından türk kahvesi içip;nargile tüttür.bisiklet kirala,edirne'yi gez bir baştan bir başa.camiilerin fotoğraflarını çek.selimiye başta olmak üzere ki benim sevdiğim bir cami var ara sokakta; caminin dışı cam kaplı.çok hoşuma gider mesela o camii.ilgimi çeker.sonra kesinlikle edirne tava ciğeri ye.yemeden sakın dönme hatta.büyük bir hata yaparsın çünkü.ben ki normalde ciğer yiyemeyen bir insanım, ama oranın ciğeri bir başka..inasanın üç öğün oturup;yiyesi geliyor vallahi.ayşekadın'dan baca'ya doğru akşamları yürü.kulağında mp3ün olsun ve sadece edirne kokusunu içine çekerek yürü.hanımeli ağaçlarının altından geçerek yürü.eğer mevsim ilkbaharsa gerçekten tadından yenmez bu yürüyüş.yıldızlara bak sonra.huzur dol.en sevdiğim şey, gece bu yürüyüşlerdi.kendimi çok rahat hissederdim nedense.
edirne, şimdi sadece bir anı benim için.çok özleyeceğim anlara edirne'de eklendi.zaten orasını az çok bulgaristan'la özdeşleştiriyordum.şimdi 2side bir yerde birleşti.2 yeri de hiç unutamayacağım.anılarımda hep yer bulacak bu iki yer.birinde çocukluk düşlerim;diğerin de ise gençlik yıllarım.acılarım, hüzünlerim, sevinçlerim...

arkadaşlar akın akın arıyor.hiç ummadığım insanlar(arkadaşlarım tabii) arayıp nasıl olduğumu soruyorlar.garip oysaki kaale alınmadığımı düşünüyordum ben bu yaşıma kadar.kimseyle yakın değildim.en yakın arkadaşlarımla bile ki üstelik hemen hemen hepsi çocukluk arkadaşlarım.ama yakın değilim.duygularımı çok çok öyle kimseyle paylaşamam.ama bazen diğer kişiliklerimden birine bürünüp farklı davranabilirim.hangi gerçek ben işte o zaman bende anlamıyorum bazen.misal bu yazıyı hangi kişiliğim yazıyor şuan.diğer kişiliklerimden bir tanesi dondurma istiyor.onu doyurup kişiliğimi hazma zorlamalıyım.pardon gark etmeliyim demeliydim.yo hayır bu diğer kişiliğim.zor tabi bunlarla uğraşmak.ben nasıl evden çıkıcam diyen bir kişiliğim daha var mesela benim.hep evde olsun istiyor.evde kal evde kal.karınlıktan korkma.ama ben karanlıktan korkmuyorum ki...niye böyle şeyler telkin ediyorsun bedenime a(!) diğer kişilik...


hayat! ahhhh ulan hayat!


artık hayatı sorgulamıyorum.akışına bıraktım çünkü hayatı.ergenlik dönemi sancılarıyla, ona küfürler yağdırdığım zamanlar çok uzaklarda kaldı.hayır hayatla barışmadım.barışmamda ama sallamamda.zaten bu noktada hayat hakkında ne yazabilirim ki? hepimizin bildiği bir kavrama yeni ne ekleyebilirim ki?ne katabilirim ben hayata?koca bir hiç.evet kocaman bir hiç.benim hayatla aramda kocaman bir hiç var.sizin hayatla aranızda ne var?farklı birşeyler düzebilir misiniz hayata?

12 Temmuz 2008 Cumartesi

efes pilsen


severim ben bu markayı.35 yıldır bira bu kapağın altında.

alırsın bi efes tombul şişe soğuk soğuk içersin arkadaş.serinlersin.rahatlarsın.güvenirsin bu markaya. öyle amerikan biraları gibi su değildir.içimi daha serttir.keyif verir o yüzden.bu yüzden bu ülke de bira demek efes demektir.efes demekse bira demektir.afiyet olsun!

...


Düşlerde ki hayatların gerçekliği diye birşey yokmuşDaha basiti de bize yakışmaz zaten.Şunu biliyorum ki kessem bu yazıyı demek istediğimden azını, anlamayacaksın. Ey düşüm!
düşüm ve ben

silivri birlik! taşımacılığın boku çıktı...


silivri birlik.. nerde o eski silivri birlik. çocukluğumdan hatırlıyorumda eskiden otobüsler, topkapıya kadar giderlerdi.o zamanlar nerde yenibosna.git anam git.tabii küçüklüğün verdiği salaklıkla silivri birlik otobüslerine hep kusardım.muavin amcalarda hemen poşet neyim yetiştirirlerdi.su felan verirlerdi elime ki; su öyle herkese verilmezdi. kusmamaın sebebi de otobüs amcalarının otobüste pöfür pöfür sigara içmeleriydi salaklığım değildi tabii.aşaa diyorum kendime.o amcaları, benimde parçası olduğum voltranımla parçalamak istiyordum.öyle ki gidip üstlerine kusmamak için annem sırtımdan tutuyordu beni.o derece psikopata bağlamaşım yani.



eskiden bu silivri birlik ne güzel giderdi.koltukları rahattı.otobüsleri genişti.camlarından güneş ışığı falan geçirmezdi.ohaa!otobüsün koridorunda bildiğin halılar döşeliydi. her yerde radyo çıkartmları(küpe efem, süper efem), ya da yazılar olurdu(liselim).otobüsün heryerinde ayıcıklar asılıydı vesselam.bi de şunu hatırlıyorum, direksiyonu beyaz bantla bantlarlardılar bu otobüs amcaları.elektrik bantıydı o galiba.siyahı,kırmızısı mevcut zira.bi de upuzun vitese abidik gubidik tokalar asarlardı bu insanlar.niyeyse?ben hep bu otobüs amcalarının bir sürü sevgilisi olduğu hissiyatına kapılıp; o yüzden bu tokaları taktıklarını zannederdim.sanki kısa saçlı manitaları olamazmış gibi. allahım yaa çocukluk işte.haa aklıma gelmişken bu otobüs amcaları bildiğin trakyalı tabii.sağ el bileklerinde altın bileklikleri olurdu.boyunlarında da altın kolye.kumraldı bu adamlar.nuri alço kıvamındaydılar. 22 yaşıma kadar tek binemedim ben bu silivri birliklere.lannnn yoksa suyuma ilaçmı atıyorlardı lan bunlar.o yüzden kusup duruyordum hehalde....



neyse efenim bu otobüs insanları giderik değiştiler.otobüslerini küçülttüler.süslerini attılar felan.iyice denyolaşma yolunda ilerlediler.hatta o kadar denyolaştılar ki; göt kadar otobüse nefes bile alacak yer bırakmamaya başladılar.hatta muavinle şöför daha fazla yolcu alabilmek için kendi yerlerinden feragat bile ettiler. o derece gözlerini para hırsı bürümüştü bu silivri birliğin.iğrençleştiler efendim bunlar.gözleri daha fazla yolcu ararken; akılları hep paradaydı bu otobüs insanlarının.para, para , para....


işte silivri birlikle böyle başladı nefret ilişkim.işten dönerken ki işte 8 saat ayakta kalmışlığım oluyor, üstüne eve dönerkende, ayakta geliyorum o 45 dakikayı.kimse birşey demediği içinde adamlar yolcu üstüne yolcu alıyorlar. şikayet etsekte bu durum malesef hiç değişmiyor. otobüsü değiştirmekte işe yaramıyor zira bizim burada tek hat çalışıyor. siliviri birlik. araban, motorsikletin, traktörün, bisikletin(oha)yoksa silivri birliği binmek zorunda kalıyorsun. mecbursun bir başka değişle.ömür törpüsü...

gereksiz ayrıntılar...

boşluk. sadaece dipsiz bir boşluk.
bütün yağmur damlaları üstüme yağıyor. oysaki daha geçenlerde başka bir şehirde, yağmur yağarken, birinin elini tutuyordum. güvendeydim. şimdi? şimdi yok. sadece geçmiş var. aklımda takılı kalmış geçmiş. geçmişte kayboldum.